Nefret döngüsünün sahipleri
Nefretin sahipleri hiçbir zaman bedel ödemezler. Onlar, konforlu koltuklarında oturup, komşuyu komşuya, arkadaşı arkadaşa hatta kardeşi kardeşe düşman ederken, kan ve gözyaşından beslenen bir düzenin sürdürülebilirliğini planlarlar. Onlar için önemli olan, sizin öfkenizi nereye yönlendirdiğinizdir. Kiminle kavga ettiğiniz, kimi ötekileştirdiğiniz, kime düşman gözüyle baktığınız onların umurunda bile değildir. Çünkü onlar bu düşmanlıkların üzerinde, güvenli gökdelenlerinde, izole hayatlarında yaşamaya devam ederler.
Siz ise onların aşıladığı kinle hareket eder, sizden olmayanı küçümser, hatta düşmanlaştırırsınız. Farklı bir düşünceye tahammül edemez hale gelirsiniz. Onlar için düşündüğünüzü sanırsınız ama aslında onlar sizin yerinize çoktan karar vermiştir. Ve işin en ironik tarafı, bu oyunun bir parçası olduğunuzu asla fark etmezsiniz.
Tarih boyunca nefretin ve bölünmüşlüğün en büyük kaybedeni hep sıradan insanlar oldu. Sen, ben, o birbirimize düşerken, bu oyunu kurgulayanlar sadece kazandı. Onların nefreti yoktu, çünkü nefret pahalıydı. O yüzden onu halka sattılar. Medya aracılığıyla, ideolojiler aracılığıyla, sokakta basit bir tartışma olarak başlayan kavgalar aracılığıyla. Bir düşman yarat, sonra o düşmanı göstererek insanları kışkırt; hepsi bu kadar basit.
Peki siz bu oyunda ne yapıyorsunuz? Hangi tarafta olduğunuzdan bağımsız olarak, kendinize sormanız gereken asıl soru bu: Nefret ettikleriniz gerçekten sizin düşmanınız mı, yoksa sizi bu öfkeye sürükleyenler mi asıl düşman? Bir an durup düşünün: Sizi bu noktaya kim getirdi?
Belki de en büyük devrim, öfkeden ve nefretten sıyrılıp düşünmeye başlamak olacaktır. Çünkü düşünmeye başladığınızda, onları en büyük korkularıyla baş başa bırakırsınız: Kontrolü kaybetmekle.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.