On bir ayın sultanı
Konya, Ramazan aylarını ihya eden şehirlerimizin başında gelir. Anadolu’da her şehirde ayrı yaşanır Ramazan ayı. Ve ayrı güzeldir. Bendeniz Kayseri’de, Nevşehir’de ve Konya’da bu güzelliği neredeyse elli yıla yakın yaşamışlardanım.
Bir zamanlar Konya’da Ramazan ayı bir başka ihya olurdu.
Kapı Camiinde Hacı Haydar Efendi…Sultan Selim’de Akşehirli Ahmet Efendi…Aziziye’de Hacıveyiszade Mustafa Kurucu Hocaefendi…Şerafettin’de Hakkı Özçimi Hocaefendi…
Camilerinin kürsülerinden hitap ederlerdi. Konya onların vaazlarıyla serinledi, rahatladı.
Kendine geldi.
Hemen onların ardından kürsülere gümbür gümbür bir ses daha eklendi.
Tahir Büyükkörükçü…Onu dinlemek için Kapı camiine koştu Konyalı…
Kapı Camiinin meşhur İmamı Hacı Haydar Efendi, sesinin güzelliğiyle tam 49 yıl Kapı Camiinde hatimle teravih namazı kıldırarak, Kapı Camiine bir misyon yüklemiş, hatimle teravih namazını sevdirmiş, Kapı Camiini ayrıcalıklı bir Cami haline getirmişti.
Teravihi hatimle kıldıramayan bir İmam Kapı Camiinde görev yapamaz gibi bir hava oluşmasını da rahmetli Hacı Haydar Efendiye bağlayanları dinledim.
Rahmeti rahmana kavuşmuş Hocalarımızı anarak ve hatırlayarak Ramazan’a girelim inşallah. Hoş geldin ey Şehr-i Ramazan. Hoş geldin on bir ayın sultanı…
*****
Bugün, Şubat’ın son günü. Ramazan’ın arifesi. Nasip olursa yeni bir Ramazan ayına daha “Bismillah” diyeceğiz. Bu akşam ilk teravih, ilk sahur, oruca ilk niyet…
Bu mübarek ay, bir başkadır Türkiye’mizde…Samimidir, içtendir. Manevi duygular sarıp sarmalar herkesi…Oruç, kendine has bir ibadet. İmsakla, iftar arasındaki süre uzun bir süre.
Sabır gerektiren bir süre…Sabırla başlar, sabırla biter derlerse de…Biz sabredemeyiz…Oruca sığınmak gibi bir handikabımız var. Kızmayacağız deriz, kırıp dökeriz.
Sinirlenmeyeceğiz deriz, gözlerimizden ateşler saçar, demediğimizi koymayız küfürle karışık…
Kötü söz söylemeyeceğiz, kalp kırmayacağız lafları arife gününe has bir temenni olarak kalır.
Kendimize hâkim olmak ise, iftardan sonra aklımıza gelir.
Yapılmaması gereken ne varsa, iftara yakın saatlerde ortaya dökülür, saçılır. Çatmaya bahane ararız.
Oruca en fazla sığındığımız, duracağımız yerde, susacağımız yerde, kıyameti kopardığımız, kalp kırdığımız, küfrettiğimiz, vurduğumuz devirdiğimiz anlar o anlardır. Hem kendimize yazık ederiz hem de oruca…
*****
Mart ayı Ramazan ayı…Üçüncü cemre de o zaman düşecek…Cemre toprağa düşmeden, fiyatlara düştü…İğneden ipliğe her şeye yansıyan zam ateşi, maaş zamlarını aldı götürdü, sildi süpürdü.
Ne mi oldu?
Ramazan zamlarıyla karşılıyoruz Ramazan’ı…Başta pide…Hani o fırınların önünde, oruca sığınıp kavga ettiğimiz pideler…
Bugün arife…Zamlı Ramazan, ağzımızın tadını çok daha fazla bozdu. Hurmanın yanına yaklaşabilene de aşk olsun…Bari Ramazan da zam yapılmasaydı. Cümle temenni havada kaldı.
Temenni iyi hoş, ne söylense boş, durum belli, piyasalar belli, maaşlar belli, alım gücü belli…Uzaklardan bakmakla yetineceğimiz ürünlerin sayısı bu yıl daha da fazla…
Bazıları tek kelimeyle, ulaşılmaz, yanına dahi yaklaşılmaz oldular…
Pastırma gibi mesela…Kuş gönü pastırma nerdeyse gram altına yetişti yetişecek…En ucuzu bin küsur liradan başlıyor.
*****
İftar var, sahur var…oruç var, sabır var…Çocukluğumuzdan beri meşhur bir Ramazan tekerlemesi var… Ramazan geldi hoş geldi, baklava tepsisi boş geldi…Bu tekerleme içimizi burkmaya başladı. Elimiz boş, cebimiz boş, cüzdan tamtakır…
Ramazan tepsisi de boş…Dolacak gibi değil, yanına varılacak gibi değil…Baklavanın maliyetinden haberimiz elbette var…Ekmek almakta zorlanan, halk ekmek kuyruklarına giren insanımız için, baklava mazide kalan bir hatıradan başka bir şey değil…
Rahmetli anam bir cevizli baklava yapardı ki diye başlayan cümleler, baklavanın boşluğunu doldurabilir mi?
Sadece tesellisi olabilir demek daha doğru. Bu yıl, şartları çok daha zor bir Ramazan ayı bizleri bekliyor. Meyve ateş pahası, sebze de öyle, pişecek-taşacak ne varsa her biri zamdan nasibini aldı.
Bugün şubatın son, yarın martın ilk günü. Mart ayının getireceği sürprizleri ya da zamları bilmiyoruz. Ramazan’la karışık başlayan dokunuşlar, mart ayının içinde nasipse ulaşacağımız bayramı da tetikleyecek…
Cep delik cepken delik halimizin yanına sabırdan sonra imtihan da eklendi…Oysa bugüne kadar ne ümitlerle beklendi. Sabır güzel bir şey elbet…Lakin, ekmek değil, katık değil aş değil…
Sabrın sonu selamet demişler, sabreden derviş muradına ermiş demişler amma…Sabrın içine doğduk, sonunu göremeden, muradına eremeden gitti cümle yakınımız, cümle dost ve arkadaşımız. Sabrın sonu ne zaman diyen yok, anlaşılan bize de bir söyleyen olmayacak…Murada ermek mevzusu ise hep bir başka bahara ertelenmekten öylesine bıktı, öylesine yoruldu ki, erteleyenler hâlâ farkında değiller…
*****
Bir Trabzon, türküsü, “Efkârlı günlerimde geldi çattı Ramazan” diye başlar ya hani…
Geçim derdiyle, hayatta kalmak ve ayakta durmak derdiyle hiç bu kadar sıkıntıya düşmemiştik. Hiç bu kadar efkâr ve sıkıntı basmamıştı bizi…
Eskilerin mart ayı dert ayı dediği mart, Ramazan’ı misafir ediyor bu yıl. Üstelik bayramla birlikte…
Bu öyle bir telaşe ki…Bir zamanların o tatlı telaşesini mumla aratıyor. Tok, açın halini uzun zamandan beri görmemeye, anlamamaya, aldırmamaya yemin etmiş halini sürdürecek görünüyor. Zenginlerle fakir fukara arasındaki uçurum öyle böyle değil…
Derin yoksulluk, her geçen gün daha da derinleşen uçurum, görmezden gelinen ihtiyaç sahipleri, paylaşma ve bölüşmeyi unutan, unutmak işine gelen zenginlerle birlikte giriliyor Ramazan’a…
Bir sofraya bakıyorsunuz kuş sütü eksik, bir başka sofrada bir tas çorbaya şükrediyor fakir fukara…
Ne mi diyorduk?
Yarın başlıyor Ramazan…Fakir fukara hanelerinde nasıl kaynayacak kazan?
*****
Cemre düşmüş neyleyim, bahar gelmiş neyleyim…
Sorun bir hele bana, var mı aşım, ekmeğim?
Ekmeğe zam, pideye zam, hurmaya zam, tatlıya zam, şekere zam…
Sanılıyor ki…
Bizde sabır muazzam!
Zorlaştırmayın kolaylaştırın demiyor mu Rabbimiz?
Dünya sadece fakirin, fukaranın imtihan yeri değil…Bölüşmeyen, paylaşmayan, tok yatan, açın, fakirin, yoksulun halinden anlamayanların, bilmeyenlerinde imtihan yeri…
Sabır taşının patlayıp un-ufak olduğunu, bize sabır tavsiye edenlerin mübarek Ramazan ayında dahi görememesi, hâlâ da sabır tavsiye edilmesi, işte en çok o düşündürücü, en çok o üzücü…
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.